denge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
denge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2015 Perşembe

Sözde Hepimiz Kendimizi Çok Seviyoruz...




Üzerinden çok uzun zaman geçmeyen bir dönemde insanlar yaşadıkları hayatın anlamını
sorgulamaya başladılar. Sorguladıkça içinde bulundukları o büyük anlamsızlığı fark edip bu anlamsızlığa çözümler üretmeye, vakitlerini daha iyi değerlendirmeye çalıştılar. Zamanla bu bir yaşam tarzı oldu. Bahsettiğimiz hayatımızın anlamını bulma yolunda, hobilerimizi keşfettik, etrafımızdaki güzel insanları keşfettik, gezmenin büyüsünü, gülmenin sırrını çözdük ama gel gelelim kendimizi, benliğimizi hiç ama hiç tanımak istemedik, tanıdığımıza inandık hep, çok iyi çok yakından bildiğimize.
 
blog 2Zamanla bu çok iyi bildiğimize inandığımız kişiliklerimizi sevmeye doğru yol aldık. Hatalarımızı bazen kabul etmeden, bazense hatalarımızla sevdik kendilerimizi. O kadar çok sevdik ki hatta(!) bir başkası gelip hayatımızı alt üst ettiğinde sevmeye devam edemedik, bittik, depresyona girdik, toparlanamadık... Herkese iyi davranmaya çalıştık, insanlar bizi sevsin diye oysa asıl sevmediğimiz, sevemediğimiz benliğimizdi bilinçaltımızda. Herkese çok iyi davranırken kendimizi hep ihmal ettik. Kendimizi memnun etmeye hiç çalışmadık. Hep daha fazlasını istedik, hep daha fazlasını hedefleyip hep daha fazlasını başardık ama hiç durup da "Sen de bir tatili hak ettin hadi" diyemedik kendimize. Değiştiremedik içinde bulunduğumuz durumu, konumu, insanları, kurumları.. Yeni şeylerde kendi kendimize kalmaktan, bir türlü tanışamadığımız, oturup iki kelime edemediğimiz benliğimizden hep ama hep çok korktuk. Ve değişmedik. Yıllar önce Nejat İşler’ in bir filmindeki 'standard' kelimesini duyunca çok sevdik, hemen benimsedik çünkü içinde bulunduğumuz o sabit halimizi çok -cool- bir şekilde anlatıyordu, sanki güzel bir şeymiş gibi.
 
blog 1Peki bu kadar kötü senaryodan sonra kişiliği sevmek nedir, nasıl seveceğiz? Kişiliği sevmek kendini olduğu gibi kabul etmek, elbette geliştirmek ancak geliştirirken içinde bulunduğun durumdan ne nefret etmek ne de yakınmak. İçinde bulunduğun durum, konum her ne ise bunu kabul et, sonra değişim veya gelişim için yola çık sadece sen, senin o muhteşem kişiliğin bunu yıllardır fazlasıyla hak ettiği için. Uyku mesela.. Fazla uyumak size göre bir ödül olabilir ancak beden fazla uyku ile dinlenmez her zaman ve eğer bu bir alışkanlık veya yaşam tarzı ise yorulur hatta. Uykuyu sevdiğinizi kabul etmek sizin için bir adımdır. Daha az uyuduğunuzda bedeninizin kendini daha iyi hissedeceğini bilerek bir yeniliğe yönelmek ise kendinize iyi davranmanızın, kendinizi sevmenin ve ödüllendirmenin, hak ettiği gibi yaşamanın yoludur.
 
İnsan olmanın en temel özelliklerinden biri duygularımızdır. Ruhumuzu besleyen şey -sevgiye- hayatımızın her anında içinde bulunduğumuz her durumda ve yaptığımız her işte, her insanda ihtiyacımız var. Sevginin olmadığı yerden koşarak kaçıyoruz genelde, çıkarlar olduğunda da dayanma gücümüzü zorluyoruz. Peki benliğinizi, kendinizi ne kadar seviyorsunuz? Yalnızlığınızı en derinlerinizde hissettiğinizde hiç başınızı okşadınız mı kendi kendinize? Sabah uyandığınızda aynada kendinize gülümsediniz mi? Yüzünüzü su ile yıkarken yüzünüzü okşamayı, sevgiyle dört bir yanına kadar ulaşmayı denediniz mi? Bir kıyafet giydiğinizde renk uyumu, modası dışında bedeninize ne kadar yakıştığını fark etiniz mi ve bu yüzden bedeninize teşekkür ettiniz mi? Eğer bunları yapıyorsanız hiç ama hiç vazgeçmeyin. Eğer yapmıyorsanız da bir an önce bir yerlerden başlayın. Sizin insan olarak sevgi olmadığında koşarak kaçtığınız gibi benliğiniz, ruhunuz da sizin sevgisizliğinizde bir gün sizden koşarak kaçabilir ve işte o zaman her şey için çok geç kalabilir.
 
blog 3Hemen şimdi bir yerlerden başlamak istiyorsanız: Geçin bir aynanın karşısına, inceleyin kendinizi, gözlerinize daha dikkatli bakın mesela, gülümseyin kendinize, saçlarınızı okşayın, bedeninizi keşfedin, derinlerinizi, ruhunuzu görmeye çalışın. Ve bunları alışkanlık haline getirin. Çok sinirlendiğinizde kendi kendinize konuşun mesela, çok önemli işlerden önce kendinizi sevgiyle sakinleştirin, yalnız kaldığınızda en önemli sevginin içinizde olduğunu hissedin, tek başınıza bir yere gidin ve kendi kendinizin, iç sohbetinizin, huzurunuzun o eşsiz tadını çıkarın.
 
Lütfen ama lütfen kendinizi çok çok çok sevip; kendinize iyi bakıp, çok iyi davranın!
 
PS: Ben sahilde yürüyüş yaparken telefonda konuşuyormuş gibi yapıp olayları, hayatımı değerlendirmeyi seviyorum. Edacım diyorum kendime, canım diyorum, bazen sevgilim, bazen kız kardeşim, bazen ise en yakın arkadaşım oluyorum kendimin. Ve o yürüyüş bittiğinde kendimi daha çok sevip daha mutlu oluyorum.

3 Mayıs 2015 Pazar

Yaşamak vs Dengeli Yaşamak

v201204220849100902982.mp4-hqHayata geldiğimiz günden ayrılacağımız güne kadar bizim dışımızdaki her şey mükemmel bir dengeye sahip: Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi, mevsimler, hava durumlarının eski güzelliği, yağmurdan sonra çıkan güneşin oluşturduğu gökkuşağı bunlardan yalnızca birkaçı. Ancak yalnızca biz insanlar kendi içimizde bir denge hali sağlamakta zorlanıyoruz veya bunu zamanla bozuyoruz. Zamanlamayı ayarlayamıyor, bazen istemediğimiz eylem veya kişiler için istediğimiz başka eylem veya kişilerden zamanlar çalıyoruz.
pr2Hayatımız bir tekerlek gibi. Tekerleğimizin günlük 24 kenarlı bir şekli var. Bu şekli istediğimiz gibi şekillendirebilir, kenarlarını aktivitelere bölebiliriz. Günün sonunda yaptıklarımız ve yapamadıklarımız ile mutlu bir bütün olmak hepimizin tek istediği şey herhalde. Tekerleğimizin içindeki şeklin kenarları bizim hayat dengemizi gösteriyor.. Eğer şekli aktivitelerimiz için eşit kenar bir şekilde bölmeyi başarabilirsek dengeli bir hayatımız olacaktır eğer bunu yapamazsak şu anda eksikliğini hissetmediğimiz bu “dengesizlik” hali ileride bizlere sorunlu kişilikler olarak geri dönecek, belki git gide bozulan şekil tekerleğimizin dönmesini engelleyecektir.
Peki, bahsettiğimiz şeklin kenarlarını neler oluşturuyor? Buradaki belirleme tamamen sizlere ait. Benliğiniz, hobileriniz, arkadaşlarınız, aileniz, erkek/kız arkadaşınız, okul/iş/stajınız, projeleriniz, … Sizim şeklinizin kenarları eşit mi? Okula ayırdığınız 5 saat, hobilerinizden 1 saat çalıyor mu? Ya da Arkadaşlarınıza ayırdığınız 8 saat ailenizin zamanından çalıyor mu? Erkek/kız arkadaşlarınıza ayırdığınız zaman benliğinize zaman ayırmanızı engelliyor mu? O halde üzgünüm ama sizin hayat dengeniz maalesef yok…
Gelelim dengemizi oluşturmaya.. Hayatınızın 1 gün/hafta/ayını düşünün ve neler yaptığınızı, neler yapmak isteyip yapmadığınızı ve neler yapmayı dilediğinizi maddeler halinde not alın. Aldığınız bu notların yanına o eylem veya kişiye ayırmanız gereken süreyi not alın. Elbette hobileriniz ile ailenize ayırdığınız süre aynı olmayabilir; buradaki denge eylem/kişi ile ona ayrılması gereken zamanın kendi içindeki ve genel süre ile uyumudur.
-Aile : 3 saat
-Erkek arkadaş: 6 saat
-Hobiler: 2 saat … Eğer bunu da yaptıysanız üzerinde isminizin yazacağı kocaman bir daire çizin, dairenizin içine eşit kenar şeklinizi çizin ve kenarların yanına eylem/kişileri yazın. Şeklin ve dairenin tam ortasına bir nokta koyun, bu sizin merkeziniz olsun. Bu merkez ile şeklin köşelerini birleştirin oluşan üçgenlerin içine de süreleri yazın. Evet şu an dengeniz hazır, tabii önemli olan bu dengeyi hiç aklınızdan çıkarmamak ve şimdiden buna uymaya başlamak.

Peki ben bu yukarıdakileri yaptığımda hayatımda neler oldu?
Work-Life-Balance-Sign-post-by-Stuart-Miles-aileme ayırdığım zamanın ne kadar az olduğunu fark ettim; daha çok gidip gelmeye ve aramaya başladım.
-Çok fazla uyuduğumu fark ettim ve uyku süremi birden 3 saat azalttım, performansım kesinlikle arttı.-şu an 5-6 saat uyuyorum-
-En önemlisi kendimi çok sevip, özgüvenimin ortalamaya göre yüksek olmasına rağmen kişisel zevklerime ve hobilerime zaman ayırmadığımı fark ettim.

Umarım sizin hayatınızda da böyle önemli şeyler değişir! Şimdiden kolay gelsin:)